Geçen cumartesi akşamı, 120 sene önce İstanbul’un Kadıköy mahalleninde yapılan Notre Dame du Rosaire Kilisesi’ne yolum düştü. Yıllarca boş kaldığı için hasar gören bu güzel yapı, Kadıköy Belediyesi tarafından restore edilmiş ve 2014’te Yeldeğirmeni Sanat Merkezi isimiyle yine hayat bulmuştu. 28 Kasım’da, opera sanatçısı Niyazi Can vermez’in kurduğu Sesler Hazinesi Orkestrası’nın konserini dinlemek için gittiğim daha önceki kilisenin mimarisine ve atmosferine hayran oldum.

İstanbullu sanatseverlerin pek çoğu Sesler Hazinesi’nin varlığından haberdar. Çünkü bu başarılı orkestra, 2008’den bu yana opera sanatını halka tanıtmak, sevdirmek için değişik sahnelerde konserler veriyor. Bu anlatımlı konserlerde yalnızca müziğin keyfine varmıyorsunuz, dinlediğiniz yapıtlar ve onların yaratıldığı dönemler ile ilgili da bilgi sahibi oluyorsunuz. Müziğin gücü, sanatçıların sıcaklığı ve samimiyeti ile birleşince unutulmaz dakikalar yaşamanız kaçınılmaz oluyor.

28 Kasım akşamının da, Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’ni tek bir boş koltuk kalmamacasına dolduran İstanbulluların belleğinden kolay kolay silinmeyeceğini düşünüyorum. Zira Sesler Hazinesi’nin, hepsi de İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçısı olan solistleri bariton Niyazi Can vermez, tenor Mehmet Salkım, soprano Pınar Temizel Çulha ve mezzo-soprano Özlem Abacı, aşkın, tutkunun müziği Tango’nun tarihini bu müzik türünün birbirinden güzel örnekleri eşliğinde gözlerimizin önüne serdiler. Tabii ki piyanist Onur Işıkman, kemancı Elif Eglar, çellist Arzu Miral, kontrbasçı Şeyda Bulut ve perküsyonda İlkay Nişancı’nın eşliğinde yaptılar bunu.

Sesler Hazinesi’nin repertuarında Tango’nun “La Cumparsita”, “Oblivion”, “Milonga Del Trovator”, “Esperanza” gibi klasikleşmiş örneklerinin yanında Fehmi Ege, Necip Celal Andel gibi Türk Tango bestecilerinin şarkıları da vardı. Bir takım parçalarda dansçılar Pınar Cum ile Kemal Aksoy da Sesler Hazinesi solistlerine eşlik etti.

1800’lü senelerin nihayetinde Arjantin’de doğan Tango, etkileyici bir müzik türü. Zira yaşanmışlığın, acıların, duyguların üzerinde yükseldi. Dünyanın değişik köşelerinden, hayata yine başlamak umuduyla Güney Amerika’ya göç eden fakir ve kederli insanların beraberlerinde getirdikleri ezgiler, Tango’nun çekirdeğini oluşturdu. Buenos Aires’in fukara mahalleleri ile genelevlerinde hızla dağılan Tango, Almanya’da buluş edilen ve görüntü bakımından akordeonu andıran ‘bandoneon’un Güney Amerika sahillerine erişmesiyle beraber o alışılageldik, kendine has tınısına kavuştu.

İcracılarının hayat tarzını yansıtan argo kelimelerle dolu güfteleri yüzünden uzun vakit aşağılanan, ötelenen Tango, vakit içinde değişti, gelişti. Akabinde saygınlık kazandı ve dünyaya dağıldı. Farklı coğrafyalarda yeni biçimler kazandı, fark dillerin ve enstrümanların tesiriyle zenginleşti. Bir de Astor Piazzola gibi unutulmaz bir bestekar kazandırdı müzik tarihine.

Gün geldi, bu müzik türünün yolu yaşadığımız topraklara da düştü. Necdet Koyutürk, Fehmi Ege gibi besteciler, unutulmaz Türkçe Tango şarkılarına imzaladılar.

 

(Taraf)

TangoDANS Okulu

Uysal Sokak Ali Meriç İş Merkezi No:1 K:2 D:10 Mecidiyeköy,
Şişli, İstanbul
0543 669 2027

Şemsettin Günaltay Cadde. Erenköy Mahalle. Eralp Apt. No:173 A Blok No:7 Kadıköy, İstanbul
(0216) 445 7676